Psikoloji 4 dk okuma Bora Demirtaş
Bir Koku Neden Anında Eski Bir Anıyı Geri Getirir?
Kokuların hafızayla kurduğu doğrudan bağ, diğer duyularda görülmeyen bir kestirme yol üzerinden çalışır.
Bir fırının önünden geçerken, eski bir sabunun kokusunu alırken ya da yağmurdan sonra toprağın kokusu yükselirken, bazen çok eski bir an bütün canlılığıyla geri gelir. Üstelik bu hatırlama düşünülerek yapılmaz; ne aranır ne de zorlanır. Koku gelir, anı onunla birlikte gelir.
Kokuların hafızayla kurduğu bu doğrudan bağ, diğer duyularda pek görülmez. Bir fotoğrafa bakmak da anı uyandırır, ama genellikle daha ölçülü ve daha düşünsel bir hatırlamadır. Koku ise adeta kestirme bir yol kullanır ve anıyı duygusuyla birlikte getirir.
Kokunun Beyindeki Kısa Yolu
Duyuların çoğu, beyne ulaşmadan önce bir tür ara istasyondan geçer. Görüntü ve ses, bilince varmadan önce çeşitli aktarma noktalarında işlenir. Koku ise bu düzenin dışındadır; burun içindeki alıcılardan gelen sinyal, çok daha kısa bir yoldan duygusal işleme ve hafızayla ilgili alanlara ulaşır.
Bu anatomik yakınlık, kokunun neden bu kadar hızlı ve bu kadar duygusal etki yarattığını açıklar. Anı, önce anlaşılıp sonra hissedilmez; hemen hissedilir ve ancak sonra adlandırılır. Çoğu insan önce bir duygu dalgası yaşadığını, hangi anıyı hatırladığını ise saniyeler sonra çözdüğünü söyler.
Aynı sebeple koku kaynaklı hatırlamalar genellikle daha eski dönemlere aittir. Çocukluk yıllarına ait kokular, hayatın ilerleyen dönemlerinde kaydedilenlere göre daha güçlü çağrışım kurar; çünkü ilk kez karşılaşılan kokular en derin ve en az bulanan izleri bırakır.
Neden Kokuyu Tarif Etmek Zordur?
Bir rengi ya da bir sesi tarif etmek nispeten kolaydır. Renk isimleri, nota adları ve ölçüler vardır. Kokularda ise böyle yerleşik bir dil yoktur. Çoğu zaman koku, bir başka nesneye benzetilerek anlatılır; limon gibi, toprak gibi, yanık gibi.
Bu dilsel yoksulluk, kokunun işlendiği alanların dil merkezleriyle daha zayıf bağlantısından kaynaklanır. Koku, kelimeye dönüşmeden önce duyguya dönüşür. Bu yüzden bir kokuyu tanımak kolay, adlandırmak zordur. Neredeyse herkes tanıdığı bir kokuyu ismini bulamadan hatırlar.
Bu durum hatırlamanın niteliğini de değiştirir. Kelimelerle kodlanmış anılar düzenli bir anlatı hâlinde geri gelir; kokuyla gelen anılar ise daha çok bir atmosfer, bir ışık, bir duygu olarak belirir. Ayrıntılar bulanık, his ise nettir.
Alışma: Kendi Evimizin Kokusunu Neden Almayız?
Koku duyusunun ilginç bir özelliği hızlı alışmadır. Sabit bir kokuya kısa süre içinde duyarlılık azalır ve koku adeta kaybolur. Bu yüzden kendi evimizin, kendi parfümümüzün ya da uzun süre bulunduğumuz bir ortamın kokusunu artık fark etmeyiz.
Bu bir kusur değil, işlevsel bir tercihtir. Duyu sistemi değişmeyen bilgiyle değil, değişimle ilgilenir. Sabit koku, ortamla ilgili yeni bir haber taşımaz; yeni bir koku ise dikkat gerektirebilir. Sistem sürekli olanı bastırıp yeni olanı öne çıkarır.
Kısa bir süre dışarı çıkıp geri dönmek, alışmayı sıfırlar ve tanıdık koku yeniden belirir. Aynı mekanizma, uzun bir yolculuk sonrası eve girildiğinde evin kokusunun neden aniden fark edildiğini de açıklar.
Kokular Nasıl Öğrenilir?
Kokuların anlamı doğuştan gelmez, büyük ölçüde öğrenilir. Bir koku ilk kez hangi ortamda ve hangi duyguyla deneyimlendiyse, o bağ uzun süre korunur. Aynı koku, farklı yerlerde büyümüş iki kişide bambaşka çağrışımlar uyandırabilir.
Bu öğrenme kişisel olduğu için evrensel bir hoş koku listesi yapmak da zordur. Kimileri için rahatlatıcı olan bir koku, başkası için rahatsız edicidir. Belirleyici olan çoğu zaman kokunun kendisi değil, ona eşlik eden geçmiş deneyimdir.
Kokuları bilinçli olarak fark etmek, bu öğrenmeyi güçlendirir. Bir yemeği pişirirken, bir mekâna girerken ya da mevsim değişirken kokuya kısa bir dikkat ayırmak, ileride o ana dönmeyi sağlayacak daha net bir iz bırakır.
Koku Duyusu Zayıfladığında
Koku alma yetisi çeşitli nedenlerle geçici veya kalıcı olarak azalabilir. Bu durumda ilk fark edilen şey genellikle yemeklerin tatsızlaşmasıdır; çünkü tat olarak algıladığımız deneyimin büyük bölümü aslında kokudan gelir. Dil yalnızca birkaç temel niteliği ayırt eder, geri kalanını burun tamamlar.
İkinci etki güvenlikle ilgilidir. Yanık kokusu, bozulmuş bir yiyeceğin kokusu ya da kaçak yapan bir kaynağın uyarısı koku yoluyla alınır. Bu duyunun zayıflaması, günlük hayatta fark edilmeyen bir risk artışı anlamına gelir.
Üçüncüsü ise duygusaldır. Kokularla bağlı anıların uyanma sıklığı azaldığında, kimi insanlar geçmişle bağlarının zayıfladığını tarif eder. Bu, koku duyusunun yalnızca pratik değil, kişisel tarih açısından da taşıdığı ağırlığı gösterir.
Bu nedenle koku alma yetisinde belirgin ve süregelen bir değişiklik fark edildiğinde bunu önemsiz bir ayrıntı saymamak gerekir. Değişimin ne zaman başladığını ve hangi kokuları kapsadığını not etmek, durumu değerlendirmeyi kolaylaştırır.
Günlük Hayatta Kullanmak
Kokunun hafızayla bağı pratik bir biçimde kullanılabilir. Belirli bir kokuyu belirli bir işle eşleştirmek, o işe geçişi kolaylaştıran bir işaret oluşturur. Çalışma masasında hep aynı bitki çayının bulunması ya da uyku öncesi hep aynı sabunun kullanılması, zamanla zihinsel bir geçiş sinyaline dönüşür.
Aynı bağ, rahatsız edici anıları da taşıyabilir. Beklenmedik bir kokuyla gelen ağır bir duygu, kişinin kendini nedensiz kötü hissetmesine yol açabilir. Kaynağını fark etmek, o duyguyu anlamlandırmayı ve etkisini azaltmayı kolaylaştırır.
Kokular, hafızanın en sessiz kayıt cihazlarıdır. Not almazlar, sıraya dizmezler, ama yıllar sonra bir anı bütünüyle geri getirebilirler. Bu yüzden gündelik hayatta kokuya ayrılan küçük bir dikkat, hem anıları zenginleştiren hem de o anıların nereden geldiğini anlamayı sağlayan sade bir alışkanlıktır.